“KIBRIS TÜRKÜNÜN KURTULUŞ DESTANI” ÜZERİNE

Destan yaratmak her millet için çok önemlidir. Bir milletin  tarih içinde gösterdiği azim, özveri, mücadele; çekilen acılar, felaketler; evren ve yaratılış tasavvuru, dilden dile anlatılatılır ve tarih içinde süzülerek destanlaşır.  Destan yaratmak kadar yazmak da önemlidir; çünkü yazmak, destani bir geçmişin geleceğe taşınması demektir. 

Kıbrıs Türkleri, özellikle 1963-1974 arasında, büyük acılar çekti, anlatılması çok güç bir mücadele verdi. Yani geniş Türk coğrafyasının daracık bir bölgesinde büyük bir destan yarattı.

Değerli şair Oktay Öksüzoğlu, Kumsal’dan Dillirga’ya, Ayvasıl’dan Muratağa ve Sandallar’a, Gaziveren’den Girne’ye, Lefke’den Mağusa’ya uzanan acılı coğrafyanın destanını yazmıştır. Sekiz yıldan fazla mücahitlik de yaparak bu büyük destanın önemli aktörlerinden biri olan şair, çok yönlü bir bakışla karşımıza çıkıyor. 

Hemen bütün Türk destanları, yiğitlik, acı ve mücadele azmi üzerine kuruludur. Öksüzoğlu’nun destanında da tematik dokuyu bu üç kavram oluşturmaktadır. Mücahidin azmi ve yiğitliği, Kıbrıs Türk halkının çektiği acılar gerçek bir destanın yazılması için gerekli altyapıyı oluşturacak kadar yaygın ve köklü idi. Şairin o mücadelenin destansı havasını  iyi bildiği kolaylıkla anlaşılıyor.

Öksüzoğlu, “millî şair” ünvanına yakışır bir şekilde,  Kıbrıs Türkünün Kurtuluş Destanının temellerini özellikle Kurtuluş Savaşımızdan Şiirler kitabında atmıştı:

21 ARALIK’tan:

11 yıl dile kolay

Tam 11 yıl direndik,

Akıl almaz dertlerle, acılarla kıvrandık,

Şehitler verdik kardeş,

Şehitler verdik dağ dağ,

Yüz kırk köyden çekilip çadırlarda barındık,

Dik tuttuk başımızı hak yolunda savaştık!.. (Kurtuluş Savaşımızdan Şiirler)

 

ERENKÖY DESTANI’ndan:

Yıldırımlar yağıyor gökten Türkün yurduna!
Ateş, kan, tekbir, feryat, dinmeyen bir fırtına…
Dağı bayırı sarmış on beş bin çılgın gâvur;
Beş yüz arslan göğsünün savunduğu kutsal sur,
Teslim edilmez asla gâvurun bayrağına!..

Değişik kitaplarına parça parça serpilmiş olan millî duygular, bu eserde bir araya gelmiş bu büyük destanı yaratmıştır.

***

                Kıbrıs Türkünün Kurtuluş Destanı, bir yandan eski günlerin güzelliğine hasreti, bir yandan da o güzellikleri boş hayaller uğruna yok edenlere karşı duyulan nefreti ifade ediyor. Bu tutum, hem Kıbrıs Türkünün olağanüstü hoşgörüsüne hem de mücadelede gösterdiği tartışmasız kararlılığa çok uygundur. Öksüzoğlu diyor ki, Rumlar bir arada yaşamaya razı olup bunun gereğini yapsalardı Kıbrıs’ta kavga olmazdı. 1960’ta kurulan ortak devlet, ENOSİS hayalleri yüzünden yıkıldı. Rumlar akıllı davransalardı bu devlet her iki tarafı da mutlu etmeye yeterdi… Bu haliyle, didaktik-lirik bir eserlerle karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz.

 

 

Destanın başlarında, “dertlerine deva olup/ özel haklar verdiğimiz / kardeş gibi sevdiğimiz / komşu Rumlar, ahbap Rumlar” ifadelerini kullanan şair, gittikçe bu yumuşak ifadeleri bir yana bırakmış ve “Barışı kurşunlayıp huzuru yok edenler”, “soykırım suçlusu hain Rumlar”, “Allah’sız vampirler”, “Yunan uşağı Rumlar” vb. ağır sözleri tercih etmiştir. Bunda, işlerin gittikçe çıkmaza girmesi ve silahlı Rum çetelerinin vahşetleri etkili olmuştur. Çünkü karşı taraf, Aşk adası Kıbrıs’ı cehenneme çevirmiş,  bütün güzellikleri yakıp yıkıp yok etmiştir.

Destan, ne için ve kiminle savaştığını, barış düşüncesinin ortadan kalkmasının neleri beraberinde götürdüğünü iyi bilen bir mücahidin ağzından söylenen şu mısralarla başlıyor:

Kıbrıs’ımda mutluluğu
dostlukları ve huzuru
bombalarla vuranlarla,
barışın soylu ruhunu
amacını, umudunu
ateşlere atanlarla,
bomboş hayaller uğruna
gerçeklerden kaçanlarla,
cehennemin kapısını
sonuna dek açanlarla
bir Mücahit sıfatıyla
ölümüne SAVAŞTAYIM.

 

Bu sadece kişisel bir görüş değil, canının çok yanmasına rağmen zulmetmeyi düşünmeyen, savaşta bile insan kalarak destan yazmayı hedeflemek, Kıbrıs Türkünün ortak tavrıdır ve destan şiirlerinin çok azında bu kadar insancıl bir yaklaşım bulunabilir:

vatan için, bayrak için,
kan döküşü, can verişi,
hak,hukuk için coşarak,
barış için savaşarak,
savaşta insan kalarak,
yazdığı destan güzeldi.

 

***

Kıbrıs Türkünün Kurtuluş Destanı, giriş, gelişme ve sonuç mantığı içinde iyi bir kompozisyona sahiptir. Ayrı başlıkları bulunmakla birlikte tek bir şiirin iyi kaynaşmış parçaları… Bu parçalarda zaman zaman hece sayısı, mısra sayısı, kafiye disiplini değişiyor; fakat tematik doku tek bir şiirin sağlamlığında / bütünlüğünde devam ediyor. Bunu, eserin önemli bir meziyeti olarak kabul etmek gerekir.

 

Klasik şekillerinden hayli uzaklaşan, fakat belli bir yapı disiplini de taşıyan parçalardan oluşmuş bir destan olan Kıbrıs Türkünün Kurtuluş Destanı’nda kafiye kaygısı en aza indirilip uzak ses benzerlikleriyle yetinilmiş, ahenk birtakım tekrarlarla sağlanmaya çalışılmış, bunda da önemli ölçüde başarı sağlanmıştır. Geleneksel Türk şiiri vezin ve kafiyeyi önemser. Kıbrıs Türk şiiri içinde durum aynıdır. Öksüzoğlu, vezin ve kafiyeyi hayli gevşeterek şiirine kişisel bir tat katmış sayılabilir.

 

Türk’ün sesini duyurmak kadar Türkçe’nin sesini duyurmak da önemlidir. Öksüzoğlu’nun şiir dili Türkçe’nin ortak sesini duyurabiliyor. Bu eserin en önemli özelliklerinden biri, dilinin sadeliği. Şiirin dili tümüyle yaşayan Türkçe’nin kelime dağarcığından seçilen kelimelerle kurulmuştur. Her yaştan insan kolayca anlayabilir.

 

Şairin kelime dağarcığında Kıbrıs (232), Türk (206), barış (73), savaş (52), halk (41), yürek (28), mücahit (24), vahşet (24), düşman (17), korku (16) gibi kelimelerin önemli bir yeri vardır. Sadece bu kelimelerin anlam dairelerine bakarak destandaki gerilimi anlamak mümkündür.

***

 

Öksüzoğlu, destanına özgürlüğe kavuşmanın sevinci ve kıvancıyla son vermiş. Bu yazı için de en güzel sonuç budur:

Ey bayrağa renk verip
kandan olan şehidim
ey Türklüğe şan verip
candan olan şehidim
kaldır yüce başını
o nurlu mezarından
sula yanık bağrını
özgürlük pınarından.

 

Paylaş
Facebooktwitter

Leave a comment