GIDA “KÖK”TEN GELİR: Çanakkale’den Erenköy’e

Edebî metinlerin birbirini etkilemesinin çok çeşitli sebepleri, tarzları ve dereceleri vardır. Metinler  arasında çok açık ya da dolaylı etkilenmeler olur.  Bloom, “etkilenmenin sonu yok” (Bloom, 2008:9) diyor. Şiir tarihimize bakacak olursak, yüzlerce şiirin doğmasına vesile olmuş çok sayıda şiirimizin varlığını bir daha fark ederiz. Aynı dili kullanan sanatçıların kelime, imge, duygu ve fikirler arasındaki çeşitli ilişkilerden, bunların yarattığı çağrışımlardan tümüyle korunması neredeyse imkânsızdır.

Halk şiirimizde Dede Korkut’tan, Karacaoğlan’dan;  Divan şiirimizde Fuzûlî’den, Nedim’den; yeni şiirimizde Fikret’ten, Yahya Kemal’den, özellikle onların kelimelere yükledikleri hayallerden uzak kalmak ne kadar mümkündü? Fuzûlî, Necâtî Bey’den uzak durmak istemiş miydi; istemilş olsaydı şiirimizin şaheserlerinden biri olan “Gayrı”[1] gazeli yazılır mıydı? Edebî geleneklerin doğup yerleşmesinde bu tür yakınlıkların rolü küçümsenebilir mi? Bu sorular üzerinde -geleneğe karşı olanlar ve sorgusuz bağlananlar dahil- ayrıntılı bir şekilde tartışmalıyız.

Çok tanınmış ve şairine de şöhret kazandırmış bazı şiirlerin köklerine, kendilerinden önceki şiirlerde sıkça rastlarız. “Sonuçta en yeni, en özgün kabul edilen bir metin bile daha önce yazılmış bir metne dayanır” (Aktulum, 2000:217) sözü, kişisel yaratıcılığın değerini inkâr etmemek, hafife almamak şartıyla, metin tahlillerinde göz önünde bulundurulmalıdır. “Kabul etmek gerekir ki edebî eser, aynı zamanda bir “kişisel tutku”nun sonucudur ve bu tutkunun dışa yansıması, eserin dokusunu tamamlayan önemli bir unsurdur. İnsanın kavrayışı, istediği kadar ortak akıl ve ortak kültürden beslenmiş olsun, kişiseldir.” (Yıldız, 2016: 42-45) “Edebiyat ve sanatta mutlak bir ‘zihinsel mülkiyet’ten söz edemeyiz. Ancak, fikrin, temanın, imgenin ‘kendi dili’nde, kendine özgü bir biçemle ifadesi gereklidir. Başkasına ait olan ‘fikir’ ya da ‘mazmun’ yeni metin içinde, yazara özgü bir dil ve biçemle yeniden kurgulanıyorsa dönüşüme uğrar, yeni bir değer ve anlam kazanır.  Artık, bu noktada taklitten söz edemeyiz. Valéry’nin sözü de bu gerçeğin altını çizer: Sindirmek koşuluyla, başkalarından beslenmek kadar özgün ve kendince bir şey olamaz. Aslanı aslan yapan sindirdiği koyun etidir.Metnin Devamı 

Paylaş
Facebooktwitter

Leave a comment