DENEMEK, DENEME’Yİ DENEMEK…

Muharrem Dayanç Kardeşime –

Varlığı günlük kavrayışın ötesine de geçerek anlamaya, ona, arka yüzünü görmeye uğraşan bir gözle , bir derûnî bakışla bakmaya çok ihtiyacımız var. Hayat, daima, bizim zannettiğimizden daha derin, daha “çok anlamlı” ve daha karmaşıktır. Onun en küçük parçası bile, bize ilk görünenden ibaret değildir.

Prof.Dr. SAADETTİN YILDIZ
Prof.Dr. SAADETTİN YILDIZ

Büyük duyuş sahiplerinin hiç biri varlığa yalınkat bakmamıştır. İster Doğu’nun, ister Batı’nın düşünenleri, çok yönlü duyuşa ve hele derûnî bakışa sahip olmasalardı kuru birer nâsih olarak kalırlardı.Hayata tek yönlü bakanlar, elbette, onun derinliğine nüfuz edemeyecekleri gibi, çok anlamlılığının özünü de yakalayamazlar ve bu karmaşanın içinde ne yapacaklarını şaşırıp kalırlar.

Dağ, başındaki dumandan, yamacındaki su yerine billur kaynayan “göze”den; karlar altından hayata, hayatımıza sarısıyla, pembesiyle, kar beyazıyla gülümseyen çiğdemden; az sonra yağmurunu eleyip süzmeye hazır buluttan; bazan gizli bir musıkî, bazan açık bir tehdit makamında esip duran rüzgârından soyulursa, akıl almaz büyüklükte bir toprak yığınından ibaret bir şey olur! Su da öyle değil mi? Onu çevremizdeki sayısız “şey”den herhangi biri olarak görmenin ne zevki olabilir!…

***
“Denemek” çok zevkli bir şey. Deneme’yi denemek ise hem zevkli hem de zor. Her an başka bir anlama da gelebilecek şeyler söylemenin eşiğinde durur denemeci. Doğru anlaşılmamaya uğraşır gibi bir hâli vardır. Denemenin asıl tadı da buradan gelmiyor mu? Yasak meyve hemen gözünün önünde!…

Kendi kendisiyle didişmek, kendini gerçekleştirmek için didinmek; “sıradan olan” ne varsa hepsiyle kapışmak: İnsan, tavır, fikir sistem… Denemenin cevheri bu: Aramak, daha iyi olana, daha sıcak olana uzanmak için aranıp durmak.

Bayağı olandan kaçmak için didinir insan; kendi kendisiyle didişmesi de bu sebepledir. Bayağı –tıpkı soylu olan gibi- ayrıntıyla kuşatılmış olarak yaşar; fakat ayrıntının içinde gizlenerek. Gizlenmesi soylu görünmek içindir. Ayrıntıda boğulmamayı öğrenenler, “olmak”la “görünmek” arasındaki uzaklığı iyi bilirler.

Denemek, “olmak” için uğraşmaktır.

Eğer içine, az bulmanın, yetinmemenin, yücelmenin-yüceltmenin kıvılcımı düşmediyse hiçbir şey deneme! Sadece daha çok yemeyi, daha fazla yığmayı, daha çok basamak çıkmayı dene, “görünme”ye çalış; başarırsın!

***
Bir yönüyle, “içe dönüş”tür deneme. En yüksek felsefî fikirlerden, en medenî bilgilerden geçmeye daima açık bir zihnin gönülle buluşmak üzere içe dönüşü. Düşünmeden duyulan da, duyulmadan düşünülen de yarım kalır. Hissetmeyi unutmadan düşünmek…

Montaigne, “herkes önüne bakar, ben içime bakarım; benim işim kendimledir” demiş. Kendi içine dönemezsen ayrıntıya, kalabalık olana teslim olursun. Ayrıntı çok çekici, fakat aynı zamanda dağıtıcıdır. Deneme, dağılmadan düşünmekle filiz verir. Bizi asıl doyuran ayrıntı değil, onun içinden dikkatle seçip çıkardığımız ve artık ondan değilmiş gibi duran bir “öz”dür. Ayrıntı ile doyduğunu sananlar, açlıklarını karıştırıyorlar! Ayrıntı, bütün kalabalıklığına rağmen yetersiz; içinden ayıklanan “öz” ise kendi derinliği içinde köklenmeye hazır olduğu için ondan daha kuvvetlidir.

“İşi kendisiyle olmak”, kendini görmekten, kendini daha çok kendisi kılmaktan vazgeçmemek demektir. Kendini görmek, her şeyin önünde, üstünde, temelinde saymak değil, bütün gürültüye, karmaşaya, şamataya rağmen kendini görebilmektir.

***

Gözle gördüğümüz dünyayı görmemek değildir içe dönüş; gözle gördüğümüz ve çok renkli, pek okşayıcı, yanımıza yakışan güzelliklere rağmen, kendine bir dünya kurabilmektir.

O dünyada yıldızlar yoksa, gözünüzü başka ışıklarla aydınlatabilirsiniz; gönlünüz karanlıkta kalır. Irmaksız bir dünya kurduysanız, çöl içinizdedir: Taklamakan, Gobi… İçe dönüş, gökyüzünün bütün yıldızlarını kendi içine silkeleyip gönül ülkesini aydınlatmaktır; Gobileri sonsuz genişliklerine terk etmek ve iç kavrukluğundan sıyrılmak…

***
Bu iç kavrukluğundan kaç kişi sıyrıldı ?

Kendi içine bakmayı beceremeyenlerin hiç biri; bakabilenlerin ise hepsi…

Paylaş
Facebooktwitter

Leave a comment