CENAB ŞAHABEDDİN’İN “SENİ DİNLERKEN” ŞİİRİ ÜZERİNE NOTLAR

G            

Ö          İner şeb-i tabîatın       a                      şeb: Farsça’da gece

R          İner leb-i müzehhebi   b                     leb: dudak

/           Leyâl-i âşıkıyyetin      a                      müzehheb: tezhib edilmiş, süslenmiş

S           Hamûşi-i mükevkebi  b                     leyâl: Arapça’da geceler

E               İner  sımâh-ı rûhuma ! C               hamûşî: suskunluk

S                                                                     mükevkeb: yıldızlı, yıldızlı olan

sımâh: kulak, kulağın içi

 

İner gusûn-ı rikkatin                           gusûn: ağaçların taze dalları

S          İner sürûd-ı lerzişi                              rikkat: inceklik, yufkalık, inceliğin filizleri

E         Melâik-i melâhatin                             sürûd: sevinçle çıkarılan sesler

S          Neşâid-i nevâzişi                                lerziş: titreme, titreklik

İner sımâh-ı rûhuma !  C                melâik: melekler

melâhat: yüz güzelliği

neşâid: neside kelimesinin çoğulu. Coşkulu şiirler, şarkılar

nevâziş: okşama, okşama nâmeleri.

 

Müşâfehât-ı hubb ü dâd                    müsâfehât: fısıldaşma, yüz yüze konuşma, çok yakın konuşmak

S          Müşâfehât-ı mevc ü şeb                     hubb ü dâd: sevgi ve insan

E         Müşâfehât-ı berk ü bâd                      mevc ü şeb: dalga ve gece

S          Müşâfehât-ı kalb ü leb                       berk ü bâd: yaprak ve rüzgâr

İner sımâh-ı rûhuma !  C

 

 

G

Ö          İner… birer birer iner                          kebûterân: güvercinler

R          Kebûterân-ı âsumân                           âsumân: gökyüzü

/           İner iner terâneler                               terâne: nağme, âhenk, makam, şarkı, ezgi

S          Terâne-i kebûterân

E              İner sımâh-ı rûhuma !  C

S

 

S           Senin bahâr-ı nâtıkın                          nâtık: söyleyen, konuşan

E          Senin bahâr-ı mutribin                       mutrib: çalgı çalan

S           Senin leb-i muâşıkın                           muâşık: âşık olan, seven

/           Senin leb-i mühezzibin                       mühezzib: düzelten, tertib  eden

G            Gelir dehân-ı rûhuma ! 

Ö

RÜNTÜ      Cenab Şahabeddin,  Mekteb, Cilt:5 No:70, 16 Kânûnısânî 1312 (28 Ocak 1897)

 

 

 

  1. Nazım Şekli: Gelenekte karşılığı olmayan bir nazım şekli kullanılmıştır. Şairin Fransız edebiyatından etkilenerek yeni bir şekil denediğini söyleyebiliriz. Şiir, şekil bakımından disiplinlidir. Cenap, Servet-i Fünûn şairlerinde sıkça rastladığımız şekil rahatlığına (serbestliğine) itibâr etmemiş, sağlam şiirler denemiştir. Şiirin dışına yönelen bu titizlik, hiç şüphesiz, edebiyatımızda “şiir işçiliği”ne örnek olarak gösterilebilecek önemli şiirler kazandırmıştır.

 

*Şekil disiplini bakımından Fikret’in Halûk’un Bayramı şiiri ile karşılaştırıldığı zaman Seni Dinlerken şiirinin ne kadar disiplinli, üzerinde çok çalışılmış bir şiir olduğu kolayca anlaşılır.

 

  1. Nazım Birimi: 5 kıt’adan oluşan bu şiirin her birimi beşer mısradan meydana gelmektedir. Şair, kendi döneminde sıkça rastladığımız, birimlerin iç düzenini değiştirici bir uygulamaya gitmemiştir.

 

  1. Vezin: Aruz vezni ile yazılmıştır. Me fâ i lün / me fâ i lün ( . – . – / . – . -) kalıbı kullanılmıştır.

 

Şair, kısa mısralar kullanmış ve mısraların çoğunu iki bloğa ayırarak hecenin duraklamasına benzer bir uygulamayla ritmik dokuyu oluşturmuştur (Bunu söylerken, şairin Hece vezninin imkânlarına yer verdiğini kastetmek gibi bir düşüncemiz yoktur. Cenap, Hece’yi vezinden bile saymak istemiyordu.). 25 mısralık şiirin 15 mısrası 2 eşit parça halinde düzenlenmiş; geriye kalan 10 mısranın 8 tanesi de Farsça tamlama eki düşünülmezse aynı ritme kolayca uyabilecek durumda düşünülmüştür. Şair aruz veznini kusursuz kullanmıştır.

 

4.1. Kafiye Dizilişi: Şiirde beşer mısradan oluşan kıtaların ilk 4 mısarsı çapraz    kafiyelidir. Her kıtanın sonundaki 5. mısraı ise tekrarlanan mısra olarak şiirin ana ses odağını oluşturmaktadır: a b a b C / d e d e C / f g f g C / …

 

4.2. Kafiye Çeşidi: Şair, genellikle tam kafiye kullanmış, bazı kafiyeleri uzun heceler ile kuvvetlendirmiştir (örn: “berk ü bâd / “hubb ü dâd” kafiyesinde, “a” sesi uzatılarak takviye edilmiş, tam kafiye zengin kafiyeye dönüşmüştür.) Her birimin  sonuna konan ve ilk dört mısrada aynen tekrarlanan 5. Mısra,  anlatılmak isteneni özetleyen, sonuca bağlayan “taşıyıcı mısra” görevindedir. Bu uygulama kafiyenin anlamla bütünleşmesinin tipik örneklerinden sayılabilir.

 

*Birimlerin 5.mısraı, şiirin ses odağında yer almaktadır. Şair, burada özellikle bir şey anlatmaya çalışıyor. Anlamla kafiye (ses) in uyuşması (kaynaşması) durumu vardır. Kafiyenin ses benzerliğinin yanında anlamı güçlendirici işbirliği vardır. Yani bu şiirde kafiyenin anlamı taşıma gibi bir görevi de vardır.

 

  1. Dil: Şiirin dili hayli ağdalı (süslü, özentili, gösterişli)dir. Yabancı kelimeler çok kullanıldığı gibi bol miktarda Farsça tamlama mevcuttur. Bu durumun Servet-i Fünûn’un dil tutumuna uygun olduğu açıktır.

Servet-i Fünûn dönemi, “dolaylı söyleyişler”in çok itibar gördüğü bir dönemdir. Dönemin bu karakterine uygun olarak, Cenap, söyleyeceklerini bazı kelimelere yüklediği geçici anlamlarla zenginleştirerek söylemiştir.

Kelimelerin çoğunun yabancı oluşu yanında onlara yüklenen “sözlük dışı” anlamlara da dikkat etmek gerekmektedir. Servet-i Fünûn sanatçıları kelimelere, herkesçe bilinen anlamların dışında yeni ve çarpıcı anlamlar yüklemeyi sanatın bir gereği olarak düşünüyorlardı. Cenap’ta bu tür uygulamalara sıkça rastlanır.

Bu terkipler ışığında şiirin dilinin uzmanları tarafından izaha muhtaç sayılacak kadar ağır olduğunu söyleyebiliriz: müşâfehât-ı hubb,  müsâfehât-ı dâd, sürûd-ı lerziş, gusûn-ı rikkat…

 

  1. Tema: “Aşk”tır. Bizim alışageldiğimiz aşk şiirleri coşkun, duygulu, ateşli ve içlidir. Ama bunun aşk şiiri olduğuna dair (parnasizm etkisi ile) ilk bakışta hemen bir fikir sahibi olamayız. Cenap, duygularını dizginlemeyi bilmiştir. Yani şiir, sevgiliye karşı beslenilen coşkun duyguların heyecanla dile getirildiği, duygu yoğunluğu yüksek, duyguların yürekten kopup geldiğini ilk bakışta belli eden aşk şiirlerinden hayli farklıdır. Şair, hangi unsuru şiirin neresine yerleştireceğini –sanki teknik resim çizer gibi- çok iyi hesaplamış, şiiri bu “hesap/hendese” üzerine oturtmuştur.

Parnassisizm,” realizmin  şiirdeki uygulaması” olduğu için, aklın kontrolüne önem verir. Bu kontrol çabasından dolayı Cenap, lirizmi çok arkalara atıyor, duygularını kontrol etmek istiyor.

Cenap’ın hayata bakışında da çok büyük bir duygusallık yoktur.

 

  1. Amaç: Şiir, sanat için sanat ilkesine tümüyle uygun, bu anlayışın tipik örneklerinden biridir. Herhangi bir mesaj iletme, doğruları gösterme, yanlışlardan döndürme gibi beşerî ve sosyal bir amaç güdülmemiştir.

Tevfik Fikret, Süleyman Nazif, Ali Ekrem gibi bazı Servet-i Fünûncular toplumun değişik dert ve sıkıntılarına zaman zaman yer verdikleri halde Cenap’ın şiirlerinde belirgin bir ferdiyetçilik vardır. O, nesir yazılarındaki çok dikkatli çevre gözlemlerine ve sosyal hayata dair bazı değerlendirmelere rağmen, şiirde toplumun durumuyla fazla ilgilenmek istememiştir. Bunu, şairin -dönem arkadaşlarından çok daha fazla olmak üzere- “sanat için sanat” formülüne bağlanmış olması yanında, hayata bakarken hep kendisini merkeze koymuş olması ile izah etmek mümkündür..

 

  1. Genel Değerlendirme:

 

“…Servet-i Fünûncular, daha ziyâde, tabiatin dış görünüşünü tasvir ettiler. Onları ilgilendiren şey, dinî ve felsefî  fikirlerden ziyâde, renk, şekil ve hareket idi. Resme karşı büyük bir ilgi duyan bu nesil (…) Batı’dan, resim gibi şiir yazmak iddiasında bulunan parnasyenlerle, nesirlerini resim hâline koyan Goncourt’ları ve Flaubert’i örnek tuttular. Gerçi, Servet-i Fünûncuların da kendilerine mahsus bir iç âlemleri vardır. Cenab, tabiatta, insan ruhuna benzer bir ruh, bir “rûh-ı kâinat” olduğunu farzeder. Fakat onlar, kendi iç âlemlerini ve tabiatta bulunan ruhu da, dış dünya gibi plâstik, gözle görülür bir hâle koyarlar.”[1] Cenâb’ın kullandığı “sımâh-ı rûh” ve “dehân-ı rûh” ifadeleri bile, onun, insan rûhuna belli bir somutlaştırmanın penceresinden baktığını göstermeye yeter.

 

Dikkatle bakılırsa, şiirde, “görme”ye ve “işitme”ye dayalı iki ana unsur üzerinde durulmuştur. Fakat “görme” ile ilgili unsurların da aslında “işitme”yi desteklemek üzere kullanılmış olduğuna da dikkat etmek gerekir. Beş birimin ikisi tümüyle ses unsuruna tahsis edilmiş; üç birimde ise ses unsuru ile görüntü unsuru birlikte kullanılmıştır.

 Cenap’ın ses ve görünüşü başarı ile kullandığı şiirlerinin başında, şüphesiz, Elhân-i Şitâ gelir. O şiir, şekil-ses ve anlamın ne kadar kuvvetle kaynaştığının ilk bakışta anlaşıldığı özel bir şiirdir. Fakat o şiirde üstün bir başarı yakalayan Cenap, onu hiç olmazsa bazı yönleri ile devam ettiren başka şiirler de yazmış ve bu sayede edebiyatımız işçiliği yoğun, çok sayıda şiire kavuşmuştur. Seni Dinlerken şiiri de dili, biçimi, ses dokusu yönüyle –artık okuyucusunu kaybetmiş bile olsa- bu tip şiirler içinde sayılmalıdır.

Şiirin anlam örgüsünün de –belki bu tip şiirlerden beklenmeyecek kadar- çok sağlam olduğu görülüyor. Şiirin ilk dört birimi “seni dinlerken…” parantezine, son birimi de “seni dinleyince…” parantezine alınabilir. İlk dört birimde temel eylem “iner”, son birimde ise “gelir”dir. Bu durumda şöyle bir tablo ortaya çıkıyor:

 

 

BİRİM TEMEL EYLEM NEREYE İNER? NE İNER?
 

I

 

İNER

 

RUH KULAĞIMA

1.Tabiatin sesi (yıldızlı sessizliği)
2.Tabiatin görüntüsü (yaldızlı dudağı)
 

 

Senin söylediklerin, tabiat gecesinin dudaklarından dökülüyormuş gibi “yaldızlı”; aşk gecelerinin sessizliğinden, sukunluğundan gelir gibi “yıldızlı”dır; ruh kulağıma öyle geliyor.

 

 

BİRİM TEMEL EYLEM NEREYE İNER? NE İNER?
 

II

 

İNER

 

RUH KULAĞIMA

1.Gönül inceliğinin titrek şarkısı
2.Güzellik meleklerinin okşayıcı şiirleri /şarkıları
 

 

            Sen öyle konuşuyorsun ki, gönül inceliğinin titrek sesini (nağmesini) ve güzellik meleklerinin okşayıcı şiirlerini (şarkılarını) dinler gibi oluyorum; konuşman ruhumu okşuyor.

 

BİRİM TEMEL EYLEM NEREYE İNER? NE İNER?
 

III

 

İNER

 

RUH KULAĞIMA

1.Sevgi ve bağışın/ ihsanın konuşması (sohbeti)
2.Gecenin ve dalgacığın konuşması (sohbeti)
3.Yaprağın rügârın konuşması (sohbeti)
4.Kalbin ve dudağın konuşması (sohbeti)

 

Senin konuşman, sevginin ve ihsanın; gecenin ile dalgacığın; yaprak ile rüzgârın; kalp ile dudağın konuşmasıdır. Bütün bunlar kendi aralarında nasıl gizli ve derin etkiler bırakarak konuşuyorsa, senin sesin de ruh kulağıma aynı etkiyi bırakacak şekilde geliyor.

 

 

 

BİRİM TEMEL EYLEM NEREYE İNER? NE İNER?
 

IV

 

İNER

 

RUH KULAĞIMA

1.Gökyüzünün güvercinleri
2.Güvercinlerin şarkıları / teraneleri
 

 

Seni dinlerken, kelimelerin gökyüzünden güvercinlerin durmaksızın indiğini,  o güvercinlerin nağmelerinin ardı ardına etrafa yayıldığını hissediyorum. Ruhum onların kanat sesiyle ve şarkılarıyla doluyor sanki.

 

 

BİRİM TEMEL EYLEM NEREYE GELİR? NE GELİR?
 

III

 

GELİR

 

RUH DİLİME

 (RUHUMUN AĞZINA)

1.Konuşan bahar (sevgilinin sesi)
2.Şarkı söyleyen bahar (sevgilinin şarkı/ezgi  gibi olan sesi)
3.Sevgilinin aşk dolu dudağı
4.Sevgilinin düzenleyen, yol gösteren dudağı

 

Sen konuşuyorsun, ruhum baharın konuştuğu, baharın şarkı söylediği hissine kapılıyor; sen konuşuyorsun, ruhum aşkın konuştuğu hissine kapılıyor. Sen konuşuyorsun, ruhum her şeyi senin dudaklarının düzenlediğini,  yönlendirdiğini sanıyor.

 

*Şair, “şiir olarak ne söylediysem onun güzelliği senden geliyor”, “sen konuştuğun zaman doğan bütün güzellikler ruh kulağıma doluyor, sonra da dile geliyor”, “şiirimin de şairliğimin de kaynağı sensin; benim şairliğim senden geliyor”  demektedir.

 

 

 

Şiir, kelime tekrarları ve dolayısıyla ses tekrarları açısından da dikkat çekici özelliktedir. Şairin -neredeyse- simetrik olarak yerleştirdiği tekrarlar, hem anlam bakımından belirgin bir ısrarı, hem de armoni bakımından bir dolgunluk yarattığı söylenebilir.

 

Aşağıdaki tablo, tekrarlanan kelimelerin yerleşme düzenini ve özellikle akıcı ve yumuşak seslerin dağılımını göstermektedir:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İner şeb-i tabîatin

İner leb-i müzehhebi,

Leyâl-i âşıkıyyetin

Hamûşî-i mükevkebi

İner sımâh-ı rûhuma!

 

İner gusûn-ı rikkatin

İner sürûd-ı lerzişi,

Melâik-i melâhatin

Neşâid-i nevâzişi

İner sımâh-ı rûhuma!

 

Müşâfehât-ı hubb ü dâd,

Müşâfehât-ı mevc ü şeb,

Müşâfehât-ı berk ü bâd,

Müşâfehât-ı kalb ü leb

İner sımâh-ı rûhuma!

 

İner… birer birer iner

Kebûterânâsümân,

İneriner terâneler,

Terâne-i kebûterân

İner sımâh-ı rûhuma!

 

Senin bahâr-ı nâtıkın,

Senin bahâr-ı mutribin,

Senin leb-i muâşıkın,

Senin leb-i mühezzibin

Gelir dehân-ı rûhuma!

 

ÜNSÜZLER

 

nR   şb  tbtn

nR   lb  Mzhhb

lyl    şkyytn

hMş Mkvkb

nR  sMRhM

 

nR  gsn  Rkktn

nR  sRd  lR

Mlk  Mlhtn

nşd  nvzş

nR  sMRhM

 

Mşfht  hbb   dd

Mşfht  Mvc  şb

Mşfht  bRk   bd

Mşfht  klb     lb

nR  sMRhM

 

 

nR  bRR bRR  nR

kbtRn      sMn

nR  nR   tRnlR

tRn       kbtRn

nR  sMRhM

 

snn  bhR    ntkn

snn  bhR  MtRbn

snn  lb     Mşkn

snn  lb    Mhzzbn

gl  dhn  RhM

 

n:38, r:32,

m:24, b:22,

h:20,s:13, l:11

ÜNLÜLER

 

ie  Eİ    aiai

ie  Eİ  üeEİ

eai      aııEİ

aûii     üeEİ

ie  ıâı  ûau

 

ie  uûi   iai

ie  üûi  Eİi

eâii     eâai

eâii     eâii

ie  ıâı  ûua

 

üâeâı  u  ü  â

üâeâı  e  ü  e

üâeâı  e  ü  â

üâeâı  a  ü  e

ie  ıâı  ûua

 

 

ie  ie  ie  ie

eûeâı    âüa

ie  ie   eâee

eâEİ    eûea

ie  ıâı  ûua

 

Eİ  aâı   âıı

Eİ  aâı   uii

Eİ  Eİ   uâıı

Eİ  Eİ  üEİi

Eİ  eâı  ûua

 

[1] Mehmet KAPLAN, “Elhân-ı Şitâ”, Şiir Tahlilleri, İlâve ve değişikliklerle 4. Baskı, İstanbul, 1969, s.84

Paylaş
Facebooktwitter

Leave a comment