Makaleler

GIDA “KÖK”TEN GELİR: KIBRIS TÜRK ŞİİRİ, NAMIK KEMAL’DEN ARİF NİHAT ASYA’YA KIBRIS’TAN YOLU GEÇEN ŞAİRLER VE ETKİLERİ

Türk’ün yaşadığı her yerde, adeta onun yaşadığının kanıtı olmak üzere, şiir de yaşar. Türk kültür coğrafyasının her köşesinde en eski devirlerden beri şiirin var olduğu, bilinen bir gerçektir. Parça parça da olsa elde bulunan destanlar bunu açıkça ortaya koymaktadır. Kültür coğrafyamızın özellikle son yıllarda daha çok dikkat çekmeye başlayan bir parçası da Kıbrıs’tır. Burada özellikle 1900’lerin ilk çeyreğinden sonraki edebiyat hareketleri oldukça renkli ve verimli olmuştur. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

GIDA “KÖK”TEN GELİR: Çanakkale’den Erenköy’e

Edebî metinlerin birbirini etkilemesinin çok çeşitli sebepleri, tarzları ve dereceleri vardır. Metinler  arasında çok açık ya da dolaylı etkilenmeler olur.  Bloom, “etkilenmenin sonu yok” (Bloom, 2008:9) diyor. Şiir tarihimize bakacak olursak, yüzlerce şiirin doğmasına vesile olmuş çok sayıda şiirimizin varlığını bir daha fark ederiz. Aynı dili kullanan sanatçıların kelime, imge, duygu ve fikirler arasındaki çeşitli ilişkilerden, bunların yarattığı çağrışımlardan tümüyle korunması neredeyse imkânsızdır. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

EDEBÎ METİNLERDE ZENGİNLEŞEN TÜRKÇE

Dilin Zenginliği Kavramı Etrafında

Saadettin Yıldız[1]

“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.”[2] sözü, sanıyorum, kalemi çok işlek ve yazdıkları zevkle okunan bir büyük yazar için de, iki kelimeyi bir araya getirip derdini anlatmayı beceremeyen biri için de çok şey ifade ediyor. Dille olan bağ, birini yukarılara taşırken diğerini çaresiz bırakıyor. Tek kişi için –büyük ölçüde- kavrama sınırlarını , o dili konuşan millet içinse -en geniş anlamıyla- kültür sınırlarını, başka bir deyişle, dünyayı algılama gücünün sınırlarını ifade ettiğini düşündüğümüz bu söz, insanın “dili olan” bir varlık oluşunun ne kadar anlamlı olduğuna ve ayrıca, dilimizin zenginleşmesinin dünyamızı genişlettiğine de işaret ediyor.  Read more

Paylaş
Facebooktwitter

HARP EDEBİYATI ÜRÜNÜ OLARAK İSTİKLÂL MARŞI VE DİĞER ALTI ŞİİR

1.GİRİŞ

 

1.1.Harp edebiyatı ve harp edebiyatı ürünleri

Türk tarihinin kurucu unsurları içinde -hiç şüphesiz- harp en başta gelen unsurlardan biridir. Çünkü bilinen en eski dönemlerden bu yana, farklı coğrafyalarda, farklı inanç sistemleriyle tanışan, farklı milletlerin menfaatlerini zedeleyecek bir “fetih rûhu”na sahip olarak yaşayan bu milletin tarihi, çok geniş bir edebiyatı kolaylıkla besleyebilecek zenginliğe ve çeşitliliğe sahiptir. Ancak, bu zenginliğin edebiyata yeteri kadar aktarılamadığına dair ciddi görüşler de vardır. Kaynaklar iyi taranırsa –özellikle halk edebiyatı alanında- çeşitli harplere dair metinlerin hiç de az olmadığı görülecektir. Bunların çoğunun manzum metinler olması, duygu ve heyecanları bir an önce kitlelere ulaştırma ihtiyacına bağlanabilir. Roman, tiyatro, hikâye gibi uzun soluklu metinler -daha çok- harp sonrası dönemlerde yazılabilir. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

HİKÂYECİDE SEÇME VE AYIKLAMA KÜLTÜRÜ

Hangi işi yaparsak yapalım, onunla ilgili temel alan bilgilerine sahip olmamız gerekir; fakat bu yeterli değildir; o bilgiyi kullanma kültürümüz yoksa başarılı olamayız. “Kültür asıl kaynaklara gitmek ve onların sularından bol bol içmekle edinilir. Tarihin içinden gelmeyen hiç bir şey olgun değildir.” İnsan, tecrübeleriyle olgunlaşır. Başarılardan “devam fikri”ni, yanılgılardan “tekrarlamama”yı çıkarabilenler tecrübe kazanmış olurlar. Bilgi, tecrübeyle birleşerek kültürleşir. Kültürlü olmak fark etmek ve farklı olmak demektir. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

ALİ AKBAŞTA SILA HASRETİ

Ali Akbaş, Türkiye’de hayli zamandır işleyeduran entellektüelleştirme mekanizmasının -tepeden tırnağa- içinden geçtiği halde, Anadolu insanının sıcak, sade, yumuşak yönlerini mizâcının aslî unsurları olarak saklamayı becerebilen ma’rifet erbâbındandır. Şiirleri, iklîmimizden hicret etmemiş bir münevverin ince zevki ve yürek sancısının üzerine kurulmuştur. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

MİLLÎ MÜCADELE VE MEHMED ÂKİF

1.1.Millî Mücadele’nin Ana Karakteri

Millî Mücadele, Türk milletinin “varlık-yokluk mücadelesi”dir. Kazandığımız halde yıllarca eziyetini çektik; kaybetseydik her şey biterdi. Balkan Harbi’nden başlayıp 1922’ye kadar süren, farklı safhalarına farklı adlar da verilse, o, milletin varlığını sona erdirmeyi hedefleyen “yedi düvel”e karşı verilmiş bir haysiyet mücadelesidir. Read more

Paylaş
Facebooktwitter