Blog

VİRÜS MEKTUBU

(Sizden sonra adalet duygusuna hâlâ önem veren, kendisinden başka şeyleri de umursayan, az buçuk romantik, mesela hâlâ şiir okuyan, türkü dinleyip ağlayan, “vatana millete hayırlı bir evlat olmak” gibi sonraki nesillerin pekanlam veremediği bir derdi olan, kendilerini hırpalarcasına çalışan son çocuklar da sizin çocuklarınız…” diye bana yazan “imalat hatası” altın gençlerim, bu mektubun muhatabı değildir.) Read more

Paylaş
Facebooktwitter

GIDA “KÖK”TEN GELİR: KIBRIS TÜRK ŞİİRİ, NAMIK KEMAL’DEN ARİF NİHAT ASYA’YA KIBRIS’TAN YOLU GEÇEN ŞAİRLER VE ETKİLERİ

Türk’ün yaşadığı her yerde, adeta onun yaşadığının kanıtı olmak üzere, şiir de yaşar. Türk kültür coğrafyasının her köşesinde en eski devirlerden beri şiirin var olduğu, bilinen bir gerçektir. Parça parça da olsa elde bulunan destanlar bunu açıkça ortaya koymaktadır. Kültür coğrafyamızın özellikle son yıllarda daha çok dikkat çekmeye başlayan bir parçası da Kıbrıs’tır. Burada özellikle 1900’lerin ilk çeyreğinden sonraki edebiyat hareketleri oldukça renkli ve verimli olmuştur. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

GIDA “KÖK”TEN GELİR: Çanakkale’den Erenköy’e

Edebî metinlerin birbirini etkilemesinin çok çeşitli sebepleri, tarzları ve dereceleri vardır. Metinler  arasında çok açık ya da dolaylı etkilenmeler olur.  Bloom, “etkilenmenin sonu yok” (Bloom, 2008:9) diyor. Şiir tarihimize bakacak olursak, yüzlerce şiirin doğmasına vesile olmuş çok sayıda şiirimizin varlığını bir daha fark ederiz. Aynı dili kullanan sanatçıların kelime, imge, duygu ve fikirler arasındaki çeşitli ilişkilerden, bunların yarattığı çağrışımlardan tümüyle korunması neredeyse imkânsızdır. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

FOTOĞRAFLAR KOKMUYOR

Çiçek fotoğrafları çekmek ne kadar güzel!…

Yapraklarında dolaşan damarları yakalamak, kaç tane yaprağın delirtici bir denge içinde meydana getirdiği nakışı objektifin tam ortasına yerleştirmek, ışığın titreştirdiği gölgeyi sabitlemek… Göz, çiçekteki rengin buram buram tüttüğünü görüyor; makine tütmenin donup kaldığı bir ânı yakalayıp zamandan koparıyor. Read more

Paylaş
Facebooktwitter

EDEBÎ METİNLERDE ZENGİNLEŞEN TÜRKÇE

Dilin Zenginliği Kavramı Etrafında

Saadettin Yıldız[1]

“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.”[2] sözü, sanıyorum, kalemi çok işlek ve yazdıkları zevkle okunan bir büyük yazar için de, iki kelimeyi bir araya getirip derdini anlatmayı beceremeyen biri için de çok şey ifade ediyor. Dille olan bağ, birini yukarılara taşırken diğerini çaresiz bırakıyor. Tek kişi için –büyük ölçüde- kavrama sınırlarını , o dili konuşan millet içinse -en geniş anlamıyla- kültür sınırlarını, başka bir deyişle, dünyayı algılama gücünün sınırlarını ifade ettiğini düşündüğümüz bu söz, insanın “dili olan” bir varlık oluşunun ne kadar anlamlı olduğuna ve ayrıca, dilimizin zenginleşmesinin dünyamızı genişlettiğine de işaret ediyor.  Read more

Paylaş
Facebooktwitter

CENAB ŞAHABEDDİN’İN “SENİ DİNLERKEN” ŞİİRİ ÜZERİNE NOTLAR

G            

Ö          İner şeb-i tabîatın       a                      şeb: Farsça’da gece

R          İner leb-i müzehhebi   b                     leb: dudak

/           Leyâl-i âşıkıyyetin      a                      müzehheb: tezhib edilmiş, süslenmiş

S           Hamûşi-i mükevkebi  b                     leyâl: Arapça’da geceler

E               İner  sımâh-ı rûhuma ! C               hamûşî: suskunluk

S                                                                     mükevkeb: yıldızlı, yıldızlı olan

sımâh: kulak, kulağın içi Read more

Paylaş
Facebooktwitter